Merhaba ben Aynebilim. 2014 yılında, Büyükada’da tam hayallerimdeki hayatı yaşarken birden önüme bir yazı düştü internette. Kamboçya’nın başkentinde çöp toplayarak hayatta kalmaya çalışanların yaşadığı bir köyden bahsediyordu yazı. Yazının içindeki videoda iki yaşlarındaki çocuğuna pirinç lapası yediren bir anne vardı. Çocuğun etrafındaki onlarca kara sinek yemek yemesine izin vermiyordu. Yaşadıkları yer ev tanımından çok uzaktaydı. O an çok düşünmeden o köye gidip bir aşevi açmaya karar verdim. Eğer düşünseydim kendimi gitmemeye ikna edecek yüzlerce nedenim vardı çünkü.
Sabah erkenden işe gidip akşam hava karardığında eve dönmek kabul edemediğim bir yaşam tarzı olduğundan yıllardır freelance çalışıyordum o yüzden İstanbul’da ya da Kamboçya’da olmamın pek önemi yoktu. İlk altı ay sadece kendi kazandığım parayla aş evini kurdum, yemekleri dağıttım, kirayı - personelin maaşlarını ödedim. Daha sonra sosyal medyada duyuldu aş evi. İnsanlar bağış yapmaya başladı, gelen bağışlarla daha büyük bir kompleks yapmayı planladım. Köylülere iş imkanı sağlayacak, hem üretip hem satış yapabileceğimiz bir kompleks. Artık aş evi benim değildi, ben aş evininde çalışan bir elemandım. Yıllardır karşı çıktığım düzene kendim için değil de başkaları için katlanıyordum. Ustalar, inşaatlar, çocuklar, aş evi. İşler düşündüğümden daha karmaşık hale gelmişti. İçinde okul olan, oyun alanları olan, atölyeleri, restoranı olan kocaman bir kompleks yapacaktık. Böylelikle bağışa ihtiyacımız olmadan kendi ayakları üzerinde duran bir köyümüz olacaktı. Olamadı, burası bambaşka bir dünya ve hiç beklemediğiniz sorunlar çıkabiliyor karşınıza. Defalarca denedim bunu yapabilmeyi, tam her şey hazır artık başlayabiliriz dediğim an Covid çıktı. Her şey yeniden sıfırlandı. Ama ben vazgeçmedim, çünkü kendim için değildi bu çabam. Eğer kendim için çabalıyor olsaydım çoktan vazgeçmiş, kendime bambaşka bir hayat kurmuştum. Birilerinin hayatına bir şeyler kattığınızı gördükten sonra bundan vazgeçemiyorsunuz, vazgeçemiyorum.
Bir sürü mesaj alıyorum, mesajların genel özeti burada yaptığım şeye olan hayranlıkları diyebilirim. Yaptığım şey kesinlikle hayran olunacak bir şey değil, bu hepimizin yapması gereken sıradan bir şey, ihtiyacı olanlara gücü olanların yardım etmesi yemek, içmek, uyumak gibi olağan bir şey benim için. Benimle aynı fikirde olanlar bu hiç tanımadığı insanlara yemek ısmarlıyor, çocukların eğitimine katkıda bulunuyor, hastane masraflarını karşılıyorlar. Hepimiz bir diğerimizin iyiliğinden sorumluyuz bu dünyada. Özellikle de çocukların, dünyanın neresinde olursa olsun, hangi dili konuşursa konuşsun, hangi inanca inanırsa inansın çocuk çocuktur ve hepimizin sorumluluğu altındadırlar..
Dünyanın bütün çocukları bizim sorumluluğumuzda. Kimin doğurduğunun, nerede doğduğunun, dininin, dilinin, cinsiyetinin bir önemi yok! Bir gün dünyanın her hangi bir yerindeki kendi doğurmadığınız bir çocuk için endişelendiğiniz zaman karnı aç mı tok mu diye düşündüğünüz zaman dünya daha güzel bir yer olacak.. iyilik bulaşıcıdır.. sadece ben bunu yüzlerce kişiye bulaştırdığımı biliyorum, iyilik yapmaktan korkmayın..
Şimdi başka bir köyde, başka insanların hayatlarına destek olmaya çalışıyoruz. Ardımda binlerce insan var beni destekleyen, benimle mutlu olan, onlara el uzatan. Yine sıfırdan başladık her şeye. Bu sefer olacak, umutluyum. Yıllardır hayalini kurduğum kendi kendine yeten köyü burada inşa edeceğiz. Belki daha da büyüyüp başka ailelere de yardım edeceğiz. Vietnam’dan kovulmuş Çam Müslümanlarının yaşadığı, son üç yıldır her Ramazan ve Kurban Bayramı’nda destek olduğumuz bir köy burası. Nehir üzerindeki kayıklarda yaşayan 140 aileye sıcak ve sağlıklı yemek dağıtıyoru, çocuklara ingilizce öğretiyoruz, kadınları meslek sahibi yapıyoruz. Şimdiden 8 kişiye istihdam sağladık, daha da büyüyeceğiz. Destekleriniz için hepinize teşekkür ederim
Peki neden mi Kamboçya? Çünkü o gün karşıma o köyle ilgili bir haber çıktı ve ben yıllardır hayalini kurduğum aş evi için o an hazır olduğumu hissettim. Nerede olduğunun hiç bir önemi yoktu.